18 Ekim 2010 Pazartesi

Woody Allen


Takip ettigim bloglarin birinde rastladigim Woody Allen'in soyeledikleri ve bende yarattigi hissiyat uzerine yazasim geldi....... "Hep çok şanslı olduğumu düşünmüşümdür. İnsanlarda şansın hayattaki rolünü küçümseme eğilimi olduğunu düşünüyorum ve bunu kontrolden yoksun olduklarını inkar etmek için yapıyorlar. Ben böyle değilim. Çok sanslıydım ben. İnsanları eğlendirmeye yönelik bir yatkınlığım olmasaydı başka şeyler yapmak için uğraşırdım, ne yapardım bilmiyorum. Elimden gelenin en iyisini yapardım sanırım. Garip bir rastlantı sonucu insanları güldürebilen biri olmayı becerdim. Pek çok imtiyazla dolu bir hayat sürdüm ve bunun tek sorumlusu şanstı. Kabul ediyorum bunu. Şansımı bütünüyle doğrulayacak şeyler yapmamış olabilirim, daha iyisini yapabilmeyi isterdim."
Yillar once kahkahalarla izledigim bir Woody Allen filmi aklimda simdi tam da soyledigi gibi sans sanssizlik tesaduflerin sacma sapan yerlerde kesistigi klasik bir Woody Allen filmi.
Film ozetle ve hatirladigim kadariyla bir grup ortayasli arkadas etrafinda donuyor ve bu adamlar soygun yapmaya karar veriyorlar banka soyacaklar bankanin yakininda bir dukkan kiraliyorlar ve altindan bankaya kadar tunel kazmaya basliyorlar dikkat cekmemek icin de ev hanimi ve nefis kurabiyeler yapan Betty Middler dukkanda yaptigi kurabiyeleri satiyor.Kurabiyeler oyle tutuluyor ki sabahlari dukkanin onunde uzuun kuyruklar olusuyor  ve bizim haydutlar kurabiye pisirip satmaktan ve musteriyle ilgilenmekten o meshur tuneli kazamiyorlar.Bizim kucuk kurabiyeci Newyork 'da en in mekan oluyor onunde olusan kuyruktaki vatandaslarla roportajlar yapilip tv haberlerine cikacak kadar buyuk olay oluyor ve sonucunda hayal bile edemeyecekleri kadar zengin oluyorlar.Kendimi zorluyorum ama filimin biyerinde Hugh Grant'de vardi ama ne sebeple hatirlayamadim galiba orta yas hatunlarindan birinin sevgilisi gibi biseydi.
Keske gercek hayatta da boyle guzel suprizlerin ,guzel tesaduflerin oldugu komik ,heyecan verici hikayeler duysam,ben de sansli oldgumu dusundum hep,ama son zamanlarda umutsuzum biraz,belki boyle hikayelerle umudum da yerine gelir tekrar.
Usenmedim arastirdim:)))
Filmin adi SMALL TIME CROOKS...
UFAK SAHTEKARLIKLAR....Izleyeli uzun zaman olmasina ragmen hafizam fena degil hikaye temeli dogru ama oyuncularda Betty Middler yok artik kimi benzettiysem.


Posted by Picasa

5 Ekim 2010 Salı

Kucuk Seyler

Babam isten geldiginde arabayi park etmeden once mahalledeki cocuklari arabaya(otobusten bir boy kucuk ,minibusden az buyuk)bindirip bir iki mahalle dolastirir,muzik dinlerler,eglenirler .Hatta hafta sonlari cocuklar toplanip sokaktan babama tezahurat yaparlar,iste bu resim o anlardan birine ait.topladiklari papatyalari kapinin onunden arabaya kadar yol yapmislar.Kendilerini kirmayip gezdiren Hakki amcalarina kendi yontemleriyle tesekkur ve bir sonraki tur icin sempati..
Posted by Picasa

18 Eylül 2010 Cumartesi

Jakarta Sokak Lezzetleri

Sokak Lezzetleri basligi attim ama lezzet yeme aliskanliklarina gore degisen bir kavram tabii.Endonezya'da sokak yemekleri cok cesitli bizim de aliskin oldugumuz tarzda tekerlekli arabalarda; yol kenarlarinda,kucuk barakalarda heryerde yemek tezgahlari var.Ve tabii bi cogu ozensiz ve pis bir goruntu icinde.Gun boyu kizarmis tavuklar 35 derece sicakta tezgahlarda dolastiriliyor,el temziligi konusuna hic girmek istemiyorum:(

Bundan 5yil once Endonezya'ya ilk gidisimde aile doktorumuza danismistim ne tarz bir asi vurulmaliyim yolculuk oncesi ve yanima hangi ilaclari almaliyim endisesi icndeydim.O gun her ulkenin kendine has mikrobik hastaliklarinin oldugunu ve cok sukur ki uzak dogudaki bir cok mikroba bizim dayanikli oldugumuzu hayretle dinledim ve sonuc olarak sadece Hepatit -B asimi oldum.
Yanima da agri kesiciler,ishal ve mide bulantisi ve yanmalar icin gerekebilecek kucuk bir ecza cantasi hazirladim ve cok sukur o ilk turumu sorunsuz ama 1ay icerisinde 5kilo alarak tamamladim.
Dogru ve temiz yerde yenildigi surece uzak dogu yemekleri cok lezzetli.
J akarta merkezde birkac restoranda yedigim yemeklerin tadini ve lezzetini hala unutamiyorum.Hatta bir defasinda Hollandali is arkadaslarimla birlikte lezzetin son damlasina kadar varabilmek icin tabaklari yalamak istemistik ...Ekmek olsa soyyle ekmegi cevirerek bi guzel siyirirsin ama yok memlekette ekmek yeme aliskanligi.
Fotograftaki sokak yemegine gelincee,,suda bekletilip yumusamis pirincler tavada kizartilip uzerine kavrulmus sogan ,sarimsak ve en son yumurta kirilarak bir yaniyla krebe benzeyen,aci ve bol baharatli bisey ... cok meshur oldugunu soyledikleri icin merakima yenilip yemis ve uzerinden gecen iki gun boyunca surekli kendimde hastalik belirtisi arayip durmustum:)
Posted by Picasa

26 Ağustos 2010 Perşembe

eskimis baba gomleginden yavruya elbise dikmece

Bu bir beyaz keten gomlek hikayesidir..

Sevgili kocamin kendisinin bile hatirlamadigi bir tarihte aldigi ve her ozel gunde dugunde bayramda israrla giydigi adini Bodrum Gomlegi dedigimiz bu Mudo markali keten gomlek gecen haftalarda utulemek uzere elime aldigimda birkac yerinden yirtilmisti.
Yani sevgili kocamin ustunde paralanmisti,verdigi parayi gani gani hakketmisti emektar:)
Bu kadar deriin hatiraya sahip,gozbebegimiz ,adeta evimizin ,dolabimizin onemli bir parcasini atamazdim,elim titredi,acil birsey uretmeli ve gomlegi daha uzun sure yanimizda yakinimizda tutmaliydim.Iste o an Sare karsimda belirdi......tatataaaaaaaaa....SaRe'ye bluz yapabilirdim...Bu dahiyane fikir vukuu bulduktan sonra kuccuk beynimde hemen harekete gectim.Bir ogleden sonra arkadasim Esen'in davetini degerlendirip igne iplik,kucuk scarlet marka dikis makinam neyim varsa doldurdum cantaya vurdum kendimi yollara... arkadasimla bereber fikir alisverisi sonrasi tegelleme isini de ince ve SIk bir hareketle Esen'e kakaladiktan sonra bluzun ana hatlari ortaya cikti.
Bir sonraki hafta ise Sare havuzda oynarken ben de eskiden biskuvi kutusu olan dikis kutumu alarak (havuz kenarinda super marifetli ev hanimi modeli cizmis olmam da yanima kar kaldi )kenarina ilistirdigim cicek motiflerini el dikisiyle dikmeye basladim ve ayni hizla bitirdim.
Makina dikislerini debir pazar gunu pazar SIKintisi esliginde surekli dikis atlatan,ip kopartan dikis saran super dikis makinasi Scarlet 'imle bitiriverdim.Veee bluz olarak basladigim seyin aslinda elbise oldugunu gordum ve kendim diktim diye demiyoruuumm super bisey oldu ve onca dikis hatasina ragmen gorenler hazir zannettileer ki bu hatalari ustaca kapattigima delalettir.
En son olarak da beyaz olan gomlek dugmelerini kumasla kaplayiverdim,resimlere bakiniz ve su iki seyden birini diyor yada aklinizdan geciriyor olsaniz da yuzume soyleyiniz
.1-Ebru sen gercekten abartmayi seviyorsun
2-Sunu da kelimelerle susleyip bize saheser diye pazarliyosun ya.
Posted by Picasa

27 Haziran 2010 Pazar

Evim Evim Guzel Evimmm....

Bu gun evimizi sattik.Dusunulerek verilmis bir karardi ,artik bu semtte ve bu evde yasamak istemiyorduk.Kizimiz guvenligi ve havuzu olan bir sitede buyurse daha mutlu ve guvenli olur diye dusunduk,o zaman ne diye uzuluyorum ki simdi?
Kizimi kucagimda hastaneden getirdim kapidan girerken burasi bizim kucuk ailemizin yasadigi,yasayacagi  ve hep mutlu olacagi ev demistim.Ve oyle oldu kucuk ailemle birlikte cok mutlu olduk.Dostlarimizla yemekler yedik,uzun sohbetler esliginde.Soguk aksamlarda kocamin usenmeden catidan tasidigi odunlarla sominemizi yaktik,sarabimizi yudumladik.herseferinde bu somineyi mimarlik dersi kitabindaki tekniklerle kendisinin yaptigini dinledim hic bikmadim.Sehrin gurultusu icinde ama ayni zamanda ormandaymis hissi veren camdan yagmuru izledik defalarca.Sonbaharda kuslarin kume kume dans edislerini izledik kucuk kizimla birlikte.Hayvanat bahcesi tasinmadan once sabahlari aslanin kukremesiyle uyandik ,rahmetli Fil Bahadirin o kadar yakinimizda o kadar tutsak ve caresiz olmasina uzulduk.Lunaparktan gelen seslere dayanamayip cildiracakmisiz gibi oldu bazen,bazen de oradan gelen muzik sesiyle dans ettik.Her aksam kizim uyumadan once donme dolabin da uyuyup uyumadigini kontrol etti sabahlari nonnuye gunaydin dedik birlikte.Geceleri tam karsimizdaki parktan gelen seslere tepki vermek icin kac defa isiklari kapatip pisssssssst dedim korkutmak icin.
Simdi sanki cok hosmus gibi yazdigim seyler cogu zaman bizi cildirma noktasina getirip goturmustur!.Esek olur badem gozlu olur'u bosuna soylememisler:)
Simdi ise artik bizim olmayan evimizdeki son gunlerimizin keyfini cikarmaya calisiyoruz.
Aliskanliklarin esyanin malin mulkun esiri olmayacagim diyen bendim,nesnelere baglanmadan yasamanin mutluluk verdigine inanirim.Simdi niye buruk bir tarafim; beni eve baglayan hatiralar mi beni huzunlendiren?

28 Mayıs 2010 Cuma

Ayakkabi nasil yapilir?

Bahsetmis miydim bilmiyorum ama ben ayakkabi yapiyorum yani kisa bir sure oncesine kadar yapiyordum.Tam olarak ayakkabi yapmak degil ama ; yapim asamalarini ve malzemelerini denetlemek,yonlendirmek,danismanlik,teknisyenlik ne denirse iste.Endonezyada ki gorevim icin business kart basilacakti ve patronumla kartin uzerine yazilacak bir title bulamamistik.Simdi de  anlatirken nasil anlatilir bilemedim.
Ayakkabi nasil yapilir?
Genelde pis ortamlarda iscilerin kendi sagligina dikkat etmedigi,patronlarin da bunu firsat bilerek bu saglik,guvenlik gibi konulari sadece devlet tarafindan kontrol edilecekleri zaman uzmanlari kandirmak uzere dusunmeye basladiklari sagliksiz  ortamlarda uretilir.
Gunumuzde ayakkabi kimyasallari her ne kadar su bazli da olsalar ;tiner,aseton ve solvent dedigimde sanirim kimyasallarin uzun sure solundugunda zararli olabilirligini soylememe gerek yoktur.
Ortam bu kimyasallarin yogun olarak kullanildigi bir ortam ,uzerine birde havada ucusan deri ve tekstil tozlarini ekleyin.!Yani  o ortamda 8-9 saat calisildigi dusunulurse havalandirmanin cok profesyonel olmasi gerekli.
Endonezya'da bulundugum fabrikalarda benim calistigim markanin disinda Dolce&Gabbana,Costume National,Geox,Lacoste,Reebok gibi unlu markalarin da uretimleri var.Isci ucretlerinin 70-80 dolar oldugu havasiz ,sagliksiz ortamlarda hamile kadinlarin calistigi bu fabrikalarda uretiliyor high fashion 200-300 dolarlik pabuclar.
Butun bunlari gorunce Super Hero olmak ve bu duzene dur demek istiyorum ama olmuyor sistem cok saglam kurulmus tek kisiyle cozumlenebilecek gibi degil.
Bilmeyince ,gormeyince ne kadar rahatiz ayagimiza tam olan ayakkabilarimizla.

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Kahve Degirmeni-Turk Kahvesi

Olay soyle gelisiyor; resimde de acikca goruldugu uzre hafiften bahar yagmuru serpistiriyor,az biraz  melankolik bir hava...
Sevgilimin (kendisi kocamdir) bu yil dogumgunumde aldigi kahve degirmeninde kahve cekirdegi cekiliyor,heyytt deyip gaza gelip deli gonul acibadem likoru cekiyor!Ortam boyleyken fotograflamadan olmaz, 
Itiraf 1 : Fotograf fikri ortaya cikinca hemen igne oyasi fiskos seriliyor,dolaptan Kutahya el yapimi cini fincan cikariliyor...

Itiraf 2 : Hergun 1fincan turk kahvesi iciyorum ve evet hergun kendime fal kapatiyorum ,falimi acip gene super bir gun ,yine basima harika isler gelecek diyorum...
Itiraf 3 : Kahve degirmeninde taze cekilen cekirdekler birkac saat icerisinde gercek aromalarini yitiriyorlar o yuzden en onemlisi hemen cekip ,hemen tuketmek.Kocami fazla kizdirmak istemiyorum onun aldigi hediyelere herhangi bir sekilde bahane ,kusur bulma luxum yok:)Amaaa bu degirmen  sanki biraz iri cekiyor telveler agiza geliyor mu ne?